megryantr.sitemynet.com
meg-ryan-is-the-new-face-for-baume-mercier-2.jpg

MEGaSAYFA
VİDEO
FİLMLERİ
FİLM FOTO
FOTO ALBÜM
ÖZEL
MEG2003
NOSTALJİ
KAPAK
RÖPORTAJ
HABER
ELEŞTİRİLER
Link

FİLMLERİ


1939-againstheropes.jpg

Against the Ropes

Jackie erkeklerin egemen olduğu boks dünyasına adım atar ve bir menajer olarak önemli boksörlerin gelişmesinde etkili olur. Müzik muhabiri olarak başladığı kariyeri boyunca talk showlar ile tv yıldızı olmuş ve bir glam rock grubuna üye olmuştur. Fakat en çok dünya şampiyonlarının arkasındaki kadın olarak bilinir.

Searching for Debra Winger
(Kayıp, Aranıyor: Debra Winger)

kay_paran_yor.gif

80'lerin fetiş oyuncusu Rosanna Arquette'in yönetmen koltuğuna oturduğu belgeselde Jane Fonda'dan, Sharon Stone'a; Meg Ryan'dan, Whoopi Goldberg'e pek çok ünlü film yıldızı sinema dünyasında kadın olmanın zorluğunu anlatıyorlar. 80'lerde sinema dünyasının önde gelen isimlerinden olan, 3 kez Oscar'a aday gösterilmiş efsanevi oyuncu Debra Winger'ın ortadan kaybolmasından hareket eden Arquette, kadın oyuncuların sorunları ile ilgili olarak pek çok ünlü Hollywood yıldızının tanıklığına başvuruyor. Yıllarca beyazperdede hayranlıkla izlediğimiz ve bugün 40'lı yaşlarını yaşayan birbirinden ünlü 30'u aşkın kadın oyuncu deneyimlerini anlatıp, Hollywood'da kadın olmanın portresini çıkarıyorlar.

Rosanna Arquette, Debra Winger örneğinden yola çıkarak Hollywooddaki kadınların belirli bir yaştan sonra nasıl olup da gözler önünden silindiklerini araştıyor. Rosanna Arquette, Hollywood'a damgalarını vurmuş onlarca kadın oyuncunun tanıklığına başvurarak, beyazperdeden pırtıltılar saçan isimlerin kendilerini ve içinde bulundukları sistemi sorgulamalarını sağlıyor. Bir zamanlar posterleri duvarlardan inmeyen, hayranlarının ilgisine boğulan ve herbiri mesleğinde önemli başarılara imza atmış isimler konuştukça, rekabetin ölümcül olduğu büyülü dünyaları ile ilgili pek çok gerçek su yüzüne çıkıyor.

Harry, Sally ile Tanışınca
When Harry Met Sally

harry_sally.jpg

Harry (Billy Crystal) ve Sally (Meg Ryan) ortak arkadaşları sayesinde beraber bir New York yolculuğu yaşamak zorunda kalıyorlar. İkisinin de başka sevgilileri vardır aslında. Yol boyunca her konuda hem de her konuda tartışan bu sevimli çiftin yolu New York'a varınca ayrılıyor..bir süreliğine. Aradan geçen zaman içinde birkaç kez daha karşılaşıyorlar ama hep başkalarıyla beraberken. Sonra daha sık görüşmeye başlıyorlar ve çok iyi dost oluyorlar. Sally, Harry'nin tanışıp da yatmadığı tek kadındır. Sally ise seksüel ilişki olmadan da bir kadın ve bir erkeğin arkadaş olabileceğini savunuyor. Harry en başta aynı fikirde değil ama araya "aşk" girince işler de değişiyor.

Fransız Öpücüğü
French Kiss

10m.gif

Kate (Meg Ryan) nişanlısına aşık, kendi çapında mutlu, iyimser ve güzel bir kadındır. Nişanlısı (Timothy Hutton) Paris'e bir iş gezisine gitmiştir. Bir gün Kate'e bir telefon geliyor ve Kate uçaklardan nefret ettiği halde Paris'e gitmek üzere kendisini bir uçakta yolcu olarak buluyor. Çünkü nişanlısı, Kate'i Paris'de tanıdığı bir kadın için terkedeceğini söylemiştir. Kate, kabusa dönüşmesi muhtemel uçak yolculuğunu yanında oturan Parisli yakışıklı serseri Luc'un (Kevin Kline) yardımıyla aşıyor. Ancak Luc aslında bir soyguncudur ve son çaldığı gerdanlığı da Kate'in çantasına saklıyor. Böylece bu garip ama sevimli ikilinin Paris macerası da başlamış oluyor. Tabi ki işin sonunda aşk da vardır.

Mesajınız Var
You've Got Mail

328-youvegotmail.jpg

1940 yapımı romantik komedi filmi "Shop Around The Corner" adlı filmin Meg Ryan'lı modern versiyonu. Birbirlerinden nefret eden iki insan olan Joe (Tom Hanks) ve Kathleen (Meg Ryan) birbirlerinin içyüzünü internette bir chat odasında birbirlerini görmeden, rastlantısal bir şekilde keşfediyorlar. Böylece dışarıda birbiriyle devamlı didişen bu sevimli çift bilgisayar ekranlarının karşısında birbirlerine aşık oluyorlar. Meg Ryan ve Billy Crystal'ın oynadığı sevilmli "Harry Sally ile Tanışınca" filminin yazarı Nora Ephron'un yönettiği sımsıcak bir romantik komedi filmi.Hatta en iyi romantik komedi (bence).

- SLEEPLESS IN SEATTLE -

s_s.jpg

Karısını kanserden kaybeden Sam Baldwin (Tom Hanks), çok sarsılmıştır. 8 yaşındaki oğlu Jonah (Ross Malinger) ile Seattle'a taşınır. Aradan 1.5 yıl geçer ve Sam hala yalnızdır.

Jonah, babasının yeni bir eşe, kendisinin de bir anneye ihtiyacını olduğunu hisseder, bir radyo programını arar. Programdaki psikiyatristin , babasını telefona çağırması ve Sam'in "Seattle'daki Uykusuz" lakabıyla konuşmaya ikna etmesi, herşeyin değişmesine sebep olur.
Karısına duyduğu aşkı anlatan adam, o sırada 3 bin mil ötede arabasında radyo dinleyen gazeteci Annie Reed'in (Meg Ryan) dikkatini çeker. Annie, hayatının erkeği olabileceğini hissettiği Sam'i bulmak için yollara düşer.

-FLESH and BONE-

bone.jpg

Arlis Sweeney (Dennis Quaid), aradan yıllar geçmesine rağmen, Teksas'ın batısındaki geniş otlaklarda yankılanan silah seslerini hala kafasından atamıyordu. Anılarını da beraberinde sürükleyen genç adam, sürekli kontrol altında tutmaya çalıştığı düzenli hayatının, kendisi gibi bir kaçak olan Kay Davies'le (Meg Ryan) birlikte nasıl altüst olacağını ise asla tahmin edemezdi.
Steve Kloves'un hem senaryosunu yazıp, hem de yönettiği "Et ve Kemik", kurşun delikleriyle dolu trafik işaretleri, uzaklara giden trenlerin sesi, rüzgarda uçuşan ham bir pamuk parçası gibi, yönetmenin doğduğu bu yerlere ait anı ve görüntülerle süslenmiş

AŞK TUTKUNU
ADDICTED TO LOVE

addictedtolove.jpg

'Addicted to Love' yapımcılar Robert NEWMYR ve Jeffrey SILVER için yazıldığı 1989 tarihinden itibaren bir tutku haline gelmiş. 'Bu filmle dünya kurulduğundan beri uğraşıyoruz; ilk filmimiz 'sex, lies & videotape'den sonra ikinci film olacaktı, ama tam tamına onuncu film oldu.' diyor Newmyr ve şöyle devam ediyor: 'Bu filmi canlı tutan yapımcıların ve stüdyo sahiplerinin senaryoya olan inancı oldu. Biz de okuduğumuzda senaryoya aşık olduk, çünkü bu filmde çarpık ve delice birşeyler vardı. Geleneklerin dışında bir romantik komedi filmiydi, aslında romantik komedi karşıtı bir filmdi. İçeriğinde nerdeyse hiçbir romantik öğe bulunmuyordu. Kendi içinde intikam üzerine kurulu bir espri anlayışı vardı.' Diğer yapımcı Silver ise şunları söylüyor 'Sam ve Maggie hepimizin hayatı boyunca yaptığı gibi aşkı arıyorlar; ama bunu yaparken en akla gelmedik yöntemleri kullanıyorlar. Bütün romantik komedi filmlerinde birbirine benzemeyen iki karakterin filmin sonunda nasıl mutlu oldukları işlenir. Ama bu filmdeki çift birbirine 'hiç' benzemiyor. Dünyanın iki zıt kutubu gibiler.' Aslında yazar Robert GORDON senaryoyu uzun süreli bir birlikteliğin bitiminde kaleme almış; 'Birinden ayrıldıktan sonra çok değişik şeyler düşünüyorsunuz. Şu anda kiminle birlikte, neler yapıyor gibi. Bu acı verici düşünceler bir süre sonra çok komik gelmeye başladı. Aklıma bu durumdaki iki yabancıyı karşılaştırmak fikri çok hoşuma gidince bu senaryoyu yazdım. Tam olarak ne yazacağımı da biliyordum' Yapımcılar karakterler üzerine kurulu bir filmin kaliteli karakter oyuncularını içermesi gerektiğinin farkındaydılar. İlk düşünceleri bu materyalin Meg RYAN için ideal olduğuydu. Newmyer: 'Meg birçok özelliğe sahip bir oyuncu; zeki, güzel, seksi, kırılgan ve güçlü. Maggie karakteri bunların hepsi olmalıydı. Meg hem komedide hem de dramada inandırıcılığını kaybetmiyor; hem erkeklere hem de kadınlara çekici geliyor. Onun gerçekten bu filmde oynamasını istedik.' Yapımcılar senaryoyu Meg RYAN'a okuttukları zaman, oyuncudan hemen evet cevabı aldılar. Ama diğer oyuncularla anlaşma arayışındayken Meg RYAN başka rolleri kabul etti ve 'Addicted to Love'da oynayamayacağını belirtti. Ama yapımcılar bu projeyi istedikleri isimlerle gerçekleştirmek istiyorlardı. Bundan sonraki adım ise yönetmen seçimiydi, bu seçim Grifin DUNNE yönünde kullanıldı. Yapımcı Silver, Dunne hakkında şunları söylüyor: ' Griffin'in kısa filmi 'The Duke of the Groove'u seyrettiğimizde son yıllardaki en iyi kısa filmlerden birini seyrettiğimizi biliyorduk. Uzun metrajlı bir filmin tüm özelliklerine sahipti; karakterler, atmosfer, ortam, zaman ve yer bilinci...kısa filmde bunların hepsini izleyene ulaştırmak imkansızdır. Filmde romantik öğeler de vardı, ve bunlar çok güçlüydü. Filmi seyrettiğimizde bu adamın Addicted to Love'ı yöneteceğini anladık.' Yönetmen Griffin DUNNE'yi bu filme çeken neydi? İlk uzun filmiiçin şunları söylüyor: 'O sıralar çok senaryo teklifleriyle karşılaşıyordum. Ama Addicted to Love 'ı okuduğum zaman bana çok iyi bir teklif gibi geldi. Senaryo aşırı derecede esprili, romatik ve kaliteli bir komediydi. Buna benzer birşey okumamıştım, ve son derece orijinaldi. Filmin esprisi kötü durumdaki insanlardan geliyor, tutkulu insanlardan kaynaklanıyor.'

-ADDICTED TO LOVE 'ın çekim mekanlarından kısa notlar-

atl2.jpg

Yapımcılar 'Addicted to Love'ın bütün çekim yerlerinin, kayıt mekanlarının New York'ta olmasını istediler. Yapımcı Jeff SILVER bu konuda şunları söyledi: 'New York kesinlikle doğru bir seçim oldu. Eski sevgilinizin apartmanının hemen karşısında bir daire tutmak, pencereden onları izlemek, parkta yürürken onlarla çarpışabilmek, mahallede yürürken onlarla karşılaşmak veya farkettirmeden onları takip etmek; bunları inandırıcı bir şekilde sadece New York'ta yapabilirsiniz. Aynı zamanda bütün bu çılgınca şeyleri dikkat çekmeden yapabileceğiniz tek yer. New York'ta sokakta herhangi bir şey yapabilirsiniz ve kimse farkına varmaz. Bu şehrin güzelliği bu.' Silver şöyle devam ediyor: 'Los Angeles yerine New York'a seti kurmakla çok garip bir karar verdik. New York'ta şu ana kadar inşa edilmiş en büyük setti. 10 bin metrekareye 27 metre yüksekliğinde bir setti ve Los Angeles'daki en büyük setler bunun dörtte biri veya yarısı kadardır.' Her iki iç mekanda Brooklyn Silah Fabrikası'nda kuruldu. Bu mekanların dış yüzeyleri Soho'daki Wooster Caddesi'ndeki esas binaların dış yüzeylerine benzetildiler. Ama tasarım ve inşaat başlamadan önce seçilmesi gereken filmin geçeceği asıl dış mekanlardı. Yapım tasarımcısı Robin Standefer'e şunları söylüyor: 'Bu işe başlarken mekan seçimi çok kesin düşüncelerim vardı. Birbirine karşı iki çatı katı gerekiyordu. Hikayeye göre Anton ve Linda'nın yaşadığı apartman, renkleri ve ışıklandırmasıyla çok çekici ve güzel olamalıydı. Bu ikisinin uyumlu birlikteliğini yansıtıyordu. Renklerin insanda, o apartmanla ilgili bir neşe vermesini istiyordum. Bunun karşısındaki çatı katı ise terkedilmiş, karanlık ve iç karartıcı bir yer olmalıydı; Sam ve Maggie'nin gizlice Anton ve Maggie'yi gözetleyebilecekleri bir yer.' Standefer şöyle devam ediyor: 'New York'u güzel kılan yönlerinden biri de, çok güzel dört binayı peşpeşe görebilirsiniz, hemen ardından ise yıkık dökük, terkedilmiş bir bina gelir. Biz aradığımız gibi birbirinin tam karşısında ve birbirinin tamamen tersi iki binayı Wooster caddesinde bulduk.'

topgun.jpg

Top Gun

Usta donanma pilotu Pete Mitchell ileri derece eğitim için gönderildiği Miramar Donanma Hava Üssü'nde herkesin ulaşmaya çalıştığı Top Gun onur ödülü için en kıdemli pilotlardan biri olan Tom Kasansky ile başa baş bir mücadele içine girer. Mitchell'ın babası, kendisinin sebep olduğu bir kazada çok sayıda başka askerle birlikte şehit olmuştur. Bu durum diğer pilotların Mitchell'a karşı tavırlarındaki soğukluğun da nedenidir... Mitchell bir süre sonra üste tanıştığı bir sivil danışman olan Charlotte Blackwood ile tutkulu bir ilişki yaşamaya başlar.
Bir arkadaşının ölümüyle sarsınan Mitchell, Top Gun ödülünü almayı başaramayınca psikolojik sorunlar yaşamaya başlar. Beklediği başarıyı yakalamak için son şansı ani bir uluslararası krizde yerine getirmekle görevlendirdiği kritik bir görevdir.
1986'nın en çok hasılat yapan filmi olan Top Gun, 80'lerin bol aksiyonlu, erkek-egemen askeri dramaları içinde özellikle havadan çekilen yüksek bütçeli uçuş sekanslarının yarattığı heyecan ile ön plana çıkmıştı. Yönetmen Tony Scott'ın eski bir reklam yönetmeni olması filmin bol hareketli estetiğinin başarısını açıklıyor.

iq.jpg

AŞK VE ZEKA
(IQ)

Basit bir oto tamircisi olan Edward (Tim Robbins) hayatının aşkıyla karşılaşıyor bir gün. Katherine Boyd (Meg Ryan), hem çok çekici hem de zeki ve güzel bir kadındır. Edward ilk görüşte ona aşık oluyor. Ama ortada küçük bir talihsizlik var çünkü Katherine kendini beğenmiş bir bilim adamı ve son derece çekilmez James Moreland (Stephen Fry) ile nişanlıdır. Neyse ki Katherine'in amcası Edward'dan hoşlanıyor ve onun Katherine ile arasını yapmaya çalışıyor. Ama bu amca da öyle alelade biri değil, tüm zamanların en akıllı adamlarından Albert Einstein'dır (Walter Matthieu). Dünyanın en zor problemleri ve formülleriyle uğraşan bu tatlı ihtiyar, bu sefer iddialı bir aşk bilmecesi ile karşı karşıyadır. Tipik bir Meg Ryan filmi?

MELEKLER ŞEHRİ
CITY OF ANGELS

love-anim.gif

Bir melegin bir kadin doktora olan askini anlatan "City of Angels / Melekler Sehri"nde, Hollywood yine metafizik dunyaya tasiniyor. Nicolas Cage ve Meg Ryan'in basrollerini paylastigi yapim, Wim Wenders'in "Berlin Uzerinde Gokyuzu" filmine bir gonderme ayni zamanda...
Maggie Rice, Los Angeles'li bir kalp doktorudur. Bir hastasi ameliyat masasinda olunce cok sarsilir. Oysa bu olumde hicbir hatasi yoktur. Doktorun bu hali, olen hastayi rahatlatmak icin orada bulunan melek Seth'in dikkatini ceker. Seth, kentte yasayanlari kollamakla gorevli meleklerden biridir ama onlarin islerine karisamaz ve onlarla hicbir iliskiye giremez. Ancak Maggie'ye karsi farkli duygular icindedir. Onu izleyerek, hatta ona kendini gostererek kurallari cigner. Maggie de Seth'e karsi duyarsiz degildir, aralarinda garip bir cekim oldugunu dusunur; Seth'in kim oldugunu, nereden geldigini anlayamasa da...
Bu durumu meslektasi Cassiel ve Maggie'nin hastasi eski bir melek olan Messinger'la konusan Seth, "dunyaya donmeye" karar verir. Ancak bu, geri donusu olmayan bir adimdir; o artik olumsuz olamayacak, aci ve olum gibi insani olaylari da yasayacaktir. Ne var ki Seth dunyaya donerken, akli karisan Maggie de kenti terketmis ve baska bir yere gitmistir. Seth, Maggie'yi takip eder ve olaylar gelisir...
Wim Wenders'e gonderme
Erkekler Mars'tan kadinlar da Venus'ten gelmisti ya, bu hafta izleyecegimiz romantik drama "City of Angels / Melekler Sehri" bu guzergahi degistiriyor ve erkekleri cennetten, kadinlari ise Los Angeles'tan getiriyor. Yonetmenligini Brad Silberling'in yaptigi film ilginc bir nokta uzerinde yukseliyor. Bilindigi gibi gorunmeyen yaratiklar, yani hayaletler son donemde Hollywood'u sikca ziyaret ediyor. Demi Moore'u basimiza musallat eden o unlu "Ghost / Hayalet" filminden beri bir ayagi tutmayan asklar gundemde. Silberling'in filmi ise bu kliselesmis oykuyu, unlu Alman yonetmen Wim Wenders'in artik klasik olarak anilan yapiti "Berlin Uzerinde Gokyuzu"ne gondermeler biciminde sunuyor.
Film olarak cok basarili olmasa da "Melekler Sehri," Hollywood'un Avrupa sinemasindan uyarladigi diger yapimlar arasinda farkli bir yerde duruyor. Bunun nedeni senaryo yazari Dana Stevens ve yonetmen Brad Silberling'in ortak cabalari. Wenders'in filmiyle bu yapim benzer bir temayi hatirlatsa da, daha sonra farkli yonlere dogru yol aliyor. "Berlin Uzerinde Gokyuzunu"nde bir melek trapezci bir kadina asik oluyor ve onun pesinde surukleniyordu. Bu filmde ise kent, ask hikayesi kadar on planda. Bu kez ask oykusu herseyi eziyor ve Wenders'in yapitinda finalde gelinen nokta, "Melekler Sehri"nde oykunun basinda kullaniliyor. Boylece film, mesajini daha dogrudan aktarabilen, imkansiz ask oykusunde metafizigi daha az kullanan bir calisma olarak cikiyor karsimiza.

coangels.jpg

Isin sirri isikta
Ancak hepsinden onemlisi, "Melekler Sehri"nin siradan bir Hollywood filmine gore cok sasirtici olmasi. Temasini "melek kiza rastlar" diye ozetleyebilecegimiz filmin en cekici yani, goruntu yonetmeni John Seale'in parlak calismasi ve Guney Kaliforniya'nin o farkli isigini iyi kullanabilmesi. Yonetmen Silberling dmeyi basarmis. Kostum tasarimcisi Shay Cunliffe ise meleklere Armani tarzi uzun siyah pardesuler giydirmis. Bu da ozellikle meleklerin safak vakti yaptiklari sahil toplantilarina farkli bir renk katiyor.
Yonetmen Brad Silberling'in daha onceki islerine bakildiginda ("Kanun Kanundur," "Hill Caddesi Karakolu" gibi dizilerin yani sira "Casper" adli film) bu filmin ozel bir yere oturdugunu soylemek mumkun. Ozellikle atmosferiyle dikkat ceken "Melekler Sehri"nin, kendine had safhada guvenen biri tarafindan cekildigi belli oluyor. Filmin oyuncu kadrosu da ilgi cekici. 90'lar boyunca neredeyse butun romantik komedilerde karsimiza cikan Meg Ryan, bir kez daha kendine yakisan bir tiplemeyi uzerine geciriyor. Nicolas Cage ise baskasinin elinde farkli yonlere suruklenebilecek bir karakteri yogun bir duygusallikla canlandiriyor. Ozetlersek; kotu senaryolarla dolu filmlerin at oynattigi bir ortamda "Melekler Sehri" uygun bir secenek...

YAŞAM KANITI
PROOF of LİFE

polife.jpg

Andlar yöresindeki Tecala'da bir baraj inşaatının baş mühendisliğini yapan Peter Bowman ( David Morse ), hükümet karşıtı güçler tarafından kaçırılır. Bowman'ın kimliğini öğrenen isyancılar, onun sağ teslim edilmesi için üç milyon dolar fidye isterler. Ne var ki, Peter'in iflasın eşiğindeki patronunun bu miktarı ödeyecek gücü yoktur ve Peter'in karısı Alice ( Meg Ryan ), bu durumla tek başına mücadele etmek zorundadır. Alice'in yardım için başvurduğu kişi, Avustralya'lı eski bir SAS görevlisi olan ve son dokuz yılda pek çok kaçırma olayında başarılı kurtarma operasyonlarına imza atmış Terry Thorne ( Russell Crowe )olacaktır.

Kurtarma çalışmaları cesaret verici bir şekilde başlasa da, sonrasında görüşmeler uzun ve yorucu pazarlık oturumlarına dönüşür. Bu süreçte Peter, Andların tepelerindeki bir gerilla kampından Amazon ormanlarındaki başka bir gerilla kampına götürülürken, çeşitli fiziksel ve ruhsal şiddetlere maruz kalır. Peter'i bunlara karşı ayakta tutan, Alice'e duyduğu sevgidir.

Ancak kaçırma olayının verdiği stres, Alice'in, Peter'le olan ilişkilerini gözden geçirmeye başlamasına sebep olur. Alice, olaydan önce evliliklerinde var olan rahatsızlıkları büyütmeye başlar. Kocasını kurtarmaya çalışan Terry'ye karşı giderek daha çok ilgi duymaya başlar. Terry de içgüdüsel olarak Alice'in duygularına karşılık verir ve duygularıyla işini karıştırması yüzünden çelişkili duygular içine girer. Peter'in kurtarılması için girişilen görüşmelerin sonuçsuz kalmasıyla, Terry ve arkadaşı Dino ( David Caruso ), üç kişilik özel bir tim ile cesur bir kurtarma operasyonuna girişirler...

-KATE&LEOPOLD-

kal.jpg

" Aşk kapıyı çalınca zaman durur! "

21. yüzyılın tüm cazibesi, yırtıcılığı, kasveti ve kaosunun içerisinde kariyer peşinde koşan başarılı, çekici ve güzel ama özel hayatında bir o kadar başarıya aç, mutsuz ve kırılgan bir kadın...

19. yüzyılın tüm kuralcılığı, disiplini, görkemi ve romantik büyüsünün içerisinde, uçarı, kurallara başkaldıran, savruk, filozof ruhlu, yenilikçi ve meteliksiz bir asilzade...

Başrollerde Meg Ryan ve Hugh Jackman’ın kamera karşısına geçtiği “ Büyülü Çift ”, ilk bakışta, yaşamları arasında 100 yıl gibi ufak bir zaman farkı olduğu da göz önüne alındığında hiçbir ortak noktaları yok gibi görünse de, kaderleri ilginç bir tesadüfle kesişen Kate ve Leopold’un romantik ve masalsı öyküsü...

Tutku Esirleri
In the Cut

in_the_cut150.jpg

Romantik komedilerin starı Meg Ryan'ın imaj değiştirme çabasının ilk 'marjinal' adımı olan film, "Piyano" filmiyle tanıdığımız yönetmeni Yeni Zelandalı Jane Campion imzalı bir erotik-gerilim. Yazar Susanna Moore'un kitabından uyarlanan film, genç bir kadın yazarın yan dairedeki cinayetleri araştırmakla görevli dedektifle yaşadığı tutkulu ilişkiyi anlatıyor. Frannie Averey, yalnız ve son derece monoton bir hayat yaşayan, New York'lu bir öğretmendir. Tam hayatın akışından kopmak üzereyken, tanık olduğu sıradışı bir olay, onu tekrar diriltecektir. Bir anda kendini bir cinayet-sonrası sorgulamasında bulmuştur. Cinayeti araştıran dedektif ile yaşadığı ilişki ise, dikkatini dağıtmak yerine, onu daha da diplere çekmektedir.

Erkek Severse.
When a Man Loves a Woman

erkekseverse.jpg

Micheal (Andy Garcia) ve Alice (Meg Ryan) sevişerek evlenmiş çok mutlu bir çift. Ancak Alice'in alkol sorunu bir süre sonra hem çocuklarıyla hem de kocasıyla olan ilişkisini mahvetmeye başlıyor. Michael'in bir uçak pilotu olması da herşeyi daha da zorlaştırıyor. Meg Ryan'ın kariyerindeki en iyi performanslardan birisini verdiği filmi Luis Mandoki yönetmiş.

HURLYBURLY
SENLİ BENLİ

hb.jpg

Eddie'nin dünyasına buyurun. Los Angeles'ın karışık ortamının içinde Eddie ve üç arkadaşı çılgınca bir hayat sürdürmektedir. Hurlyburly Hollywood'un insanları öğüten şehir anlayışı ve kargaşası içinde çaresiz üç kişinin kendilerini, aşkalarını, kariyerlerini, sevdikleri kadınları ve birbirleriyle olan ilişkilerini anlatan bir hikaye. Oldukça tanınmış bir casting yönetmeni olan Eddie iş ortağı Mickey ile aynı evde yaşamaktadır. Mickey karısı ve çocuklarıyla birlikte süren yaşantısına bir ara vermiştir. Bir oyuncu olan Artie ve aktör adayı olan Phil ile birlikte bu dörtlü yaşamlarını yolundan çıkmış bir şekilde sürdürmektedir. Bu dört erkeğin yaşamlarına birbirine benzemeyen üç kadının girmesi ile olaylar hiç beklenmedik bir yöne sürüklenir.

aac.jpg

Ateş Altında Cesaret
(Courage Under Fire)

Ocak 1991. Dünya Körfez Savaşı'nı izlemektedir. Gece ve gündüz, milyonlarca insan CNN-TV'ye bağlanarak Irak'ın çöllerinde ve şehirlerindeki gerçek yaşamda geçen bir ölüm kalım savaşına tanık olurlar.
Amerikan Kuvvetleri bu harekatta önemli roller üstlenirken Beyaz Saray'daki halkla ilişkiler bölümü fazla mesai yapmaktadır. Onların aradığı bir kahramandır fakat bunun yerine bir skandal ile karşılaşırlar. Kafası karışmış olan hükümet memurunun meydana çıkarması gereken tek şey ise hakikattır.

İçimde Biri Var (Inner Space)

1173-innerspace.jpg

1966 tarihli kült film, "Fantastic Voyage"a açık bir gönderme olan İçimde Biri Var, 80'li yılların en sevilen filmleri arasında yer alan bir fantastik-macera-komedi.
Dennis Quaid'in canlandırdığı gözüpek test pilotu Teğmen Tuck Pendleton, çok gizli bir tıbbi araştırma için bir farenin içine enjecte edilecek bir kapsülü yönetmek üzere küçültülmeyi gönüllü olarak üstlenir. Ancak küçültülme sırrını illegal yollardan satarak yolunu bulmayı planlayan bir bilimadamının devreye girmesiyle, kendisini yanlışlıkla bir bakkal çırağı olan Jack Putter'ın (Martin Short) içine enjekte edilmiş olarak bulur.
Öte yandan kötüler, Tuck ile birlikte küçülmüş olan küçültme çipini ele geçirebilmek için Jack'in peşine düşerler. Tuck ise bir yolunu bulup Jack'in içinden çıkmak ve tekrar eski boyuna kavuşmak için çırpınıp durmaktadır. Sonunda Jack beynindeki kişiliği farkedip, kızarkadaşı (Meg Ryan) ile birlikte bu yüksek teknoloji hırsızlarının hakkından gelmek üzere onunla işbirliğine girdiğinde, ortalık iyice karışır.

the_doors_150.jpg

The Doors

Geçmişine fazlasıyla takılmış bir yönetmen olan Oliver Stone'un gençlik idolü "The Doors"u çekmesi çok da şaşırtıcı değil doğrusu. 68 kuşağının ilah gruplarından "The Doors" ve onun solisti Jim Morrison'ın hayatını anlatan film, hem çok beğenilmiş hem de eleştirilmişti. Morrison'ın çocukluğunu bir jeneriğe sığdıran Stone, filmini aslında Morrison'ın sinema okulundaki derslerinden başlatıyor ve Paris'de 27 yaşındaki ölümüne kadar götürüyor. Arada "The Doors"un ilk konserleri, Morrison'ın kafa çekişleri, asilikleri, karısıyla olan ilişkilerini de gösteriyor. Jim Morrison'ı Val Kilmer'ın az rastlanır bir performansla canlandırmasının yanısıra filmde Morrison'ın hayattaki en büyük aşkı Pamela Courson'u da Meg Ryan canlandırıyor. Ayrıca Michael Madsen, Billy Idol, Kyle MacLachlan gibi isimlere de rastlamak mümkün. Bu arada Val Kilmer, filmdeki The Doors şarkılarının büyük kısmını da kendisi söylemiş?